BARCELONA, BARCELONA

Fransa kıyılarından akşam saatlerinde hareket eden gemimizde, bir taraftan günün yorgunluğunu aperatiflerimizle atmaya çalışırken diğer taraftan yemek sonrası üzerimize çöken rehavetin etkisiyle geç olmadan odalarımıza çekilip dinlenmeyi ve yarına daha dinç uyanabilmeyi planlıyoruz ki, tam da o sırada kulağımıza gelen buğulu bir ses ve etkileyici müzik bizi adeta kendimize getiriyor.

Sahnedeki İspanyol şarkıcının söylediği birbirinden güzel flamenko şarkıları dinlemeye koyuluyor, tadı damağımızda kalan fransız kentlerinin etkisinden çıkıp, yarın sabah demir atacağımız İspanya topraklarının etkisine girdiğimizi farkediyoruz.

En son ‘Barcelona, Barcelona‘  filmini izlerken bu hisse kapılmıştım yani hemen Barselona’yı görme hissinden bahsediyorum. Filmin çarpıcı konusunun yanısıra izlerken aklınızın bir köşesinde bu kenti (eğer görmediyseniz) mutlaka görmek, eğer daha önce gördüyseniz tekrar gidip görme isteğiniz hasıl olur.

İşte bu buğulu ses ben de yine aynı etkiyi yaptı ve bu kez belki müzik veya film değil Barselona’nın ta kendisidir etkileyici olan diye düşünmeden edemedim.

Sabah gemimiz sireni ile İspanya’nın Madrid’ten sonra ikinci büyük şehri, 17 özerk bölgeden biri ve Katalonya’nın başkenti olan Barselona’yı selamlarken, ben daha önce bir kaç kez geldiğim bu güzel kenti, günü birlikte olsa bir kez daha göreceğim için kendimi mutlu ve şanslı hissettim.

Şimdilerde dünya’nın en güzel ve en yaşanılası kentleri arasında gösterilen Barselona nın kuruluşu hakkında tam bir bilgi yok sadece birkaç iddia var , O iddialardan biri, kenti Hannibal‘ın babası Cartagnalı General Hamilcar Barca nın kurduğu şeklinde. Aslında kentin adının Barca’dan geliyor olduğunu varsayarsak bu doğru olabilir gibi görünüyor, ne dersiniz?

Bugün ise Barselona demek, eşsiz eserleriyle kenti donatan mimar Gaudi, Picasso,Dali ve Mino, tadına bakmadan dönmek istemeyeceğiniz Paella,deniz ürünleri ağırlıklı ünlü gurme restoranları ile tapas barları ve yine buraya özgü Sangria şarabı demek. Kimileri için ise dünyanın sayılı kulüplerinden birine sahip olması nedeniyle futbol, istiklal caddesini anımsatan La Rambla ve ince kumlu plajları ile tatil kenti demek.

Herkese hitap edecek farklı bir güzelliği bulunan dolu dolu bu kenti kısacık zamanımız nedeniyle bu kez  hop on hop off otobüsleriyle dolaşmayı tercih ediyoruz..

Turistik gezi otobüsleri olan hop on hop off ‘larda Barselona’yı gezmek için 3 farklı rota var; Kırmızı, Yeşil ve Mavi rotalar. Biz, Barselona’nın en fazla görülmesi gereken turistik yerlerininde dahil olduğu ( Sagrada Famillia dan Barselona Futbol Stadyumuna kadar) 20 farklı noktaya giden Mavi otobüsleri -rotayı seçiyoruz.

İlk durağımız elbette Barselona’nın en önemli yapıtlarından biri .Şehrin her köşesine imzasını atan Gaudi’nin tamamlayamadığı eseri Sagrada Familia (Kutsal aile katedrali).

img_2562

Şöyle düşünün; Mısır’daki piramitler söylendiğine göre antik aletlerle yirmi yılda inşa edilmiş. Sagrada Familia ise tam 135 yıldır tamamlanamayan bir katedral! Yapımına 1882 yılında başlanan katedral ,Gaudi’nin karışık mimari projesinin çözümlenme zorluğu ve halktan gelen sembolik yardımlar nedeniyle bitirilemediği ve Gaudinin ölümünün 100. yılına denk gelen 2026 yılında tamamlanacağı söyleniyor. Katedral ile ilgili diğer ilginç bilgi ise,ünlü mimar bu devasa katedrali planlarken iki şeyden esinlenmiş bunlardan biri Rus Mimari tarzının kubbeleri diğeri ise Kapadokya’nın Peri bacaları imiş..

Otobüsümüzden iniyoruz, Sagrada Familia yine tüm ihtişamıyla karşımızda duruyor ve yine önünde metrelerce uzanan ziyaretçi kuyruğu var. Bu kez o uzun kuyrukta bekleyecek zamanımız belki biraz da sabrımız yok. Zaten bir önce gördüğümüzden farklı birşey olmadığını düşünerek, bir diğer Gaudi şahaserini yani  Park Guell ‘i görmek için yola devam ediyoruz.

Gaudi’nin Barselona denilince akla ilk gelen isimlerden biri olması bu şehirdeki eserlerini gördüğünüzde hiç şaşırtıcı gelmiyor. Nitekim kendisinin  Sagrada Familia dışında ParkGuell, Mila (La Pedrera-yaşayan ev),Casa Baltlo isimli şahaser eserleri de şehrin her köşesine serpilmiş durumda ..

Park Guell

Burası tam bir masal dünyası gibi. Hansel&Gratel masalında anlatılan şekerleme evlere benzeyen binalar, yemyeşil bitkiler ve rengarenk mozaikler arasında masalsı bir görünüm sergiliyor Park Guell..

Her gelişimde seyretmeye doyamadığım Gaudi’nin renkli ve tuhaf dünyası Park Guell ‘in aslında ilk toplu konut örneklerinden biri olduğunu duyduğumda oldukça şaşırmıştım.

Evet yanlış duymadınız burası ilk olarak bahçe-şehir olarak tasarlanmış sonrasında şehir parkına dönüşmüş. İçinde 2 ev, meydan,3 viyadük ,sütunlu salon ,Gaudi’nin Sagrada Familia ‘ya geçene kadar kullandığı kendi evi bulunuyor.Giriş Gaudi’nin evi hariç ücretsiz.(Evi gezmek 6 Euro civarındaydı yanılmıyorsam)

img_2566

Giriş pavyonlarının arasında yer alan çifte merdivenin en önemli özelliği üzerindeki ejderha heykeli.Parktaki herşey gibi üzeri kırık seramiklerle kaplanmış olan ejderha aynı zamanda parkın simgesi.

img_2537

Hypostyle salonu ve viyadükler burada dikkat çeken diğer bölümler arasında yer alıyor. Meydana çıkıp Barselona’yı tepeden izlemek ayrı bir keyif hele birde canlı müzik olursa..

Casa Mila  ve Casa  Batllo

Yine Gaudi’nin başyapıtlarından biri olan Casa Mila, havalandırma işlevi gören heykellere sahip.Eğimli, kıvrımlı iç mimarisi ile bu yapıt canlı bir organizasmaya benzetildiği için halk arasında ‘yaşayan ev’ (La Pedrera) olarak anılıyor.

Casa Batllo ‘nun tepesindeki dört kollu haç Majorca ‘dan getirilmiş seramiklerle kaplı Gaudi’nin Mudejar’dan etkilenip şehrin merkezine o dönemin en zengin sanayicisi için yaptığı ‘Kemik ev’ veya ‘kocaağızlı ev’ gibi Barselonalıların farklı isimlerle adlandırdığı ilginç eserlerden.

img_2402

Las Rambla

Şehirdeki Gaudi eserlerini gezdikten sonra, hızlı adımlarla önce şehrin en önemli meydanı olan Katolanya’dan geçip şehrin ana caddesi, Las Ramblas’a geldik.

Las Ramblas( veya Las Ramblas) iskelede başlayıp ,şehrin merkezine kadar ulaşan en popüler caddelerden biri.Bu cadde 5 farklı Rambla’ nın (caddenin) birleşmesinden oluşuyor.Caddenin sonunda bulunan Kristof Kolomb Anıtına doğru yürürken canlı heykeller, çiçek ve turistik eşya satan dükkanlardan,restoranlardan geçiyorsunuz.Caddenin hareketliliği İstiklal caddesini hatırlatıyor.

img_2548

Cadde’nin renkliliği, canlılığı bir yana öncelikle güzeller güzeli yeğenime buradan istediği özel bir hediyeyi almak için cadde üzerindeki hediyelik eşya dükkanlarından birine giriyoruz. Sahibi ve çalışanlar hintli .Ürünlere bakarken nereden geldiğimiz soruluyor, Türkiye’den dediğimizde önce futbol sonrasında İstanbul hakkında sorular soruluyor bize. Ancak ilginç olan şu ki çalışan ekibin hepsi gayet anlaşılır şekilde türkçe konuşuyor! Şaşkınlığımı gizleyemediğimi görünce gülümseyerek mağaza sahibinin bir türk kızı ile evli olduğunu öğreniyoruz.Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyorlar ,İstanbul’a hayran kaldıklarını dinliyoruz. İstanbul’un Barselona’dan çok daha güzel olduğunu ama Barselona’da yaşamın çok daha rahat olduğunu ekliyorlar.. (Kesinlikle katılıyorum) kısıtlı zamanımıza rağmen güzel sohbetler ederek, tabiki pazarlık yaparak hediyeler alıp Barselona’nın orta yerinde Hintlilerle Türkçe İstanbul’u konuşup mağazadan ayrılıyoruz. Dünya gerçekten çok küçük ve çok enteresan.

Bu arada saate bakıyoruz günü çoktan yarılamışız ve gemiye dönmeden önce Barselona’da gezeceğimiz bir kaç yer daha var,acele etmeliyiz..

Kristof Kolomb Heykeli

Las Ramblas caddesi sonundaki Port Vell adlı limanı Kristof Kolomb’un kocaman heykeli süslüyor. Bu heykel aynı zamanda Barselona’nın sembollerinden biri. 1888 yılında Rafael Atche tarafından yapılan ve yaklaşık 6 metre uzunluğundaki bu heykeli tek bir karede yakından fotoğraflamak oldukça zor.

O dönemde Amerika’nın varlığı bilinmediğinden Çin’e ulaşmayı düşünen Kolomb, doğu yerine sürekli batıya giderek Çin’e ulaşmayı hayal eder.Bu nedenle çıktığı kara parçasının Marco Polo nun anılarında yer alan adalar olduğunu zanneder. Oysa farkına varmadan yeni bir kıta keşfetmiştir.

Heykel kimine göre Amerika’yı işaret etmektedir ancak rivayetlere göre asıl işaret edilen yön ise ‘kusursuz ve kuşkusuz Cezayir’dir.

Heykel amerika kıtasının keşfinin şerefine yapılmış ,ancak keşiften sonra Amerikan yerlilerinin katliamları artmış ve bugün bölgede pek çok kişi artık Amerikayı ve sömürgeciliği yücelten bu heykelin kaldırılmasını istiyor. Tarihi okuyunca aslında hiç te haksız da sayılmazlar

img_2458

Port Vell ( Eski Liman)

Port Vell Barselona tarihinde önemli bir yere sahip olan ve La Rambla’nın sonunda yer alan Kristof Kolomb anıtından, La Barceloneta’ya dek uzanan şehrin en eski limanı.

Limanın sağ tarafında Gümrük Binası ve diğer tarafta Liman başkanlığı binası göz dolduruyor. Limanın ‘yat kulüplerinin’ bulunduğu rıhtım üzerinde kalan en hareketli bölgesi  Mall d’Espanya’ya gitmek için La Rambla’nın sonundan dalgalı bir biçimde tasarlanmış ‘Rambla del Mar’ köprüsünü geçmek istiyoruz. O sırada gerçekleşen Yelken yarışları nedeniyle köprü açılıyor ve bu da bizim için unutulmaz bir deneyim oluyor.

img_2555

Ve Barselona Mutfağı..

Katalan Mutfağı dünya’nın en önde gelen mutfaklarından. Birbirinden ünlü restoranlar var ancak bizim zamanımız yok bu özel mutfağının lezzetlerini tatmak istiyoruz.

Las Ramblas ‘ta gezinirken acıktığımı farkediyoruz ve cadde üzerinde atmosferiyle ve menüsüyle gözümüze çarpan Restaurante Moka   da karar kılıyor ve içeri giriyoruz.

Fiyatları makul ve oldukça kaliteli hizmet veren bir restoran burası. Aslında Avrupa şehirlerinin en sevdiğim tarafı nerede olursanız olun, servis, hijyen, lezzet konusunda çoğu restoranların standardı İstanbul’da bulabileceklerimizden çok daha iyi.

Kendimize geleneksel Paella, Midye Tava ve İspanyol Omleti ile Sangria şarabından oluşan mükellef lezzetlerle dolu bir menü söylüyoruz.

Görünümü kadar lezzetleri de şahane olan menüyü tadarken özellikle Bir foodie olarak, ilerleyen günlerde sadece bu özel bölgenin lezzetlerini anlatacağım bir makale yazacağıma dair kendime söz veriyorum.

img_2464

Barselona bu kadar kısa zamanda gezilecek bir yer değil. Zaten bir turizm ve seyahat profesyoneli olarak özellikle belirtmek istediğim bir detay var; Barselona bugün dünya’nın önde gelen seyahat destinasyonlarından biri durumunda.

Öyleki 1 milyon küsur nüfusa sahip kent bugün 30 milyondan fazla turist ağırlıyor ve Barselona halkı bugün turistlerden bıkma noktasına gelmiş . Aslında şımarıklık gibi görünse de hiç haksız sayılmazlar çünkü bu sayı İstanbul’a gelen turistin 5 – 6 katı demek. Küçücük bir Barselona için bu sayı çok fazla.Istanbul ile kıyaslandığında kesinlikle daha fazla turisti hakediyoruz fakat buradan çıkartılması gereken dersler var ;Turizm ciddi bir büyürken planlanması gereken bir sektör . Aksi taktirde yerel halk, kültür ve doğa herşeyi ile harap olabiliyor.

Neyse Turizm öyle geniş bir konu ki, görüşlerimi farklı bir yazıya bırakmam en iyisi olacak .

Zaman ne kadar hızlı geçiyor artık gemiye dönmeliyiz. Dönüşte ahh be ‘Barcelona ‘ yine çok keyifliydin ! diye aklımdan geçiriyorum.

Avrupa’da deniz erişimine sahip bir kaç büyük şehirden biri,  gotik ve modern mimarinin harikalar kenti ve havalı atmosferiyle Barselona’nın daha gezilip görülecek pek çok yeri var.Ancak biz yine gemimize geri dönmek zorundayız. Akşam gemide Gala Gecesi var yarın ise İtalya’ya geçiyoruz .

Gün sonunda Barselona’da fazla kalamadığımız için hüzünlü ancak yarın İtalya Napoliye geçip yeni güzellikler keşfedeceğimiz için heyecanlıyız.

En iyisi yarınlara, yeni güzelliklere odaklanmak diyor ve hızlı adımlarla gemimize gidiyoruz.

Napoli’de görüşmek üzere..

img_2560

PARİS’İN LAVANTA KOKULU,GÜNEYLİ ASİ KARDEŞİ:MARSİLYA

Seyahatimizin altıncı gününde Fransa ‘nın güneyinde Toulon ‘a demir atan gemimiz,tüm görkemi ile bekleyedursun, biz kısa zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla Marsilya’ya gitmek için hızlı adımlarla tren istasyonuna doğru yola koyuluyoruz.

SAM_1214

İstasyonun beklediğimizden daha uzak bir mesafede olduğunu farkediyoruz ancak şanslıyız Toulon halkı oldukça yardımsever, özellikle elindeki pazar çantasından yiyecek alışverişi için mahalle pazarına geldiğini belli olan Toulon’ lu bir hanımefendiye tren istasyonuna daha kısa bir yoldan gidip gidemeyeceğimizi soruyoruz . Hiç ingilizce konuşamadığını anlıyoruz ancak bize son derece güler yüzü ve alçak gönüllü bir şekilde tren istasyonuna kadar eşlik ediyor. Fransızca ve ingilizce gayet güzel anlaşarak dik bir yokuşa sahip tren istasyonuna kadar bizimle geliyor.

Bu son derece ince ve zarif davranış için kendisine teşekkür ediyoruz ve bizi yine kocaman gülümseyerek uğurluyor.Kim demiş Fransızlar yabancı sevmez hatta soğuk davranırlar diye??

İstasyona gelir gelmez hemen biletlerimizi alıyoruz ve Toulon – Marsilya arası tren ile tam 1 saat süren seyahtimiz başlıyor.

Trenler oldukça konforlu ve yol boyunca insanı hayran bırakacak manzaralar, yerleşim bölgelerinden geçerek Marsilya tren istasyonuna ulaşıyoruz.

img_2693

Marsilya ,güney fransa’da Provence-Alpes-Côte d’Azur (PACA) bölgesinin de merkezi olmasına rağmen tamamen kendisine ait farklı bir ruhu olan bir şehir.

Marsilya’nın bizim açımızdan ilginç yanı ise şehrin M.Ö. 6. yüzyılda Foçalı (Phokaia) denizcilerin tarafından kurulmuş olması. Bugün Fransa’nın en büyük ikinci şehri ve Fransa’nın en büyük ticari limanı olan Marsilya, Fransız kolonileri döneminde de, Akdeniz’e açılan kapı konumundaymış.

Marsilya , 1481’de Fr Fransız krallığına dahil olmuşsa da Marsilya halkı ile 18. yüzyılda pek çok gönüllüden oluşan Ren Ordusu savaş marşı Chant de guerre pour l’armee du Rhin’i söyleyerek Fransız devrimine katılmak için Paris’e doğru yürüyüşe geçmiş.1795’te var Fransa’nın milli marşı kabul edilmiş adı da ‘La Marseillaise’ olmuş .Sözleri oldukça etkili olan marşı dinlemek için linki tıklayabilirsiniz (https://www.youtube.com/watch?v=NOji4B0FNEg&vl=tr)

img_2528

Marsilya’nın güzelliğini tepeden izledikten sonra Toulon’da yaptığımız hatayı bu kez yapmıyor ve Fransa’daki bu son durağımızda deniz ürünleri ile ünlü Marsilya’ya gelmişken hemen nefis bir yemek yemek yürümek yerine liman’a inmek için bir taksiye atlıyoruz.

39a451e9-3fd5-48a4-88c9-a2b23c2c8e09

Şehrin kalbi ve en turistik yeri olan Eski Liman, yani Vieux Port’a oldukça yoğun bir trafiğe rağmen hızlıca ulaşıyoruz. Eski Liman, Foçalıların şehri ilk kurduğu yer. Dünyanın en eski limanlarından birisi olan Vieux Port eskiden çok ilgi görmeyen bir bölgeyken son 5-10 yıl içinde büyük değişim geçirip çok sayıda mekanın hizmet verdiği, halkın ve turistlerin yürüyüş için geldiği bir bölge olmuş.

Bugün artık burada lüks tekneler boy gösteriyor, turnuvalar düzenleniyor, restoranlar ve rengerank hediyelik eşyaların satıldığı mağazalar bulunuyor.

img_2694

Gezginler bilir, genelde bir şehir de sahil lokantalarında lezzetli ve özel yemekler bulmak zordur. Ancak konu Fransa ve deniz ürünleri ile ün salmış Marsilya olunca gözümüze kestirdiğimiz ilk sahil restoranına oturuyoruz.

Çevremizde birbirinden şık Fransız veya dünyanın dört bir yanından gelmiş turistlerin olduğu restoranın menüsünden en lezzetli deniz ürünlerini seçerken yan masamızda türkçe konuşan ve ailesi yıllar önce Türkiye’den göçen yunanlı bir aile ile güzel bir muhabbete başlıyoruz.

Dünya gerçekten çok küçük ve seyahat edenler için sürprizlerle dolu!

fish market

Bu benim Marsilya’ya gemi ile ikinci gelişim olduğundan bu kez direkt olarak limana indik. Buraya ilk kez gelecek olanlar için ise tavsiyem Marsilya ‘yı gezmeye denizcilerin ve balıkçıların koruyucusu olan Notre Dame de la Garde bazelikasından başlamaları olacaktır.

1864 yılında yapılan ve Neo-Bizans örneği olan bazilika, şehrin şüphesiz en ilgi çekici, hayranlık uyandıran turistik cazibelerinden biri. Notre Dame de La Garde’yi ziyaret etmek için deniz seviyesinden 162 m’ye tırmanmak gerekiyor.Hal böyle olunca burayı ziyaret etmek için Le Vieux Limanı’ndan kalkan otobüslere binmek en doğrusu.. Ama şöyle bir sabah sporu yapayım derseniz, kuzey ya da güney tarafından doğru bu kiliseye tırmanabilirsiniz fakat ben otobüsle bile çıkarken zorlandığımız bu noktaya yürüyerek çıkmayı kesinlikle tavsiye etmiyorum .

Muhteşem manzaralar sunan bu bazilika, şehri gezmeye başlamadan önce panoramik olarak şehrin görülebileceği harika bir durak noktası olacaktır. Ayrıca dilerseniz kilisenin kulesine çıkarak harika fotoğraflarda çektirin derim . .

1200px-La_basilique_Notre-Dame-de-la-Garde_(Marseille)_(14245234112)

Notre Dame de La Garde bazilikası ve Vieux Port dışında Marsilya ‘da gezecek zamanı olanlar için görmeleri gereken diğer yerler için önerilerim ise,

Long Champ Sarayı,St.Nicholas ve St.Jean Kaleleri,Monte Cristo kontunun yıllarını geçirdiği IF adası şatosu, şehrin en ünlü caddeleri Canebiere( kenevir) ve Prado olacaktır.

Bunun dışında sahil boyunca müthiş deniz ürünlerinin denizden çıktıkları gibi usta denizciler ve aileleri tarafından satışa sunulduğu Balık Pazarı nı görmeden ve yine sahildeki şirin hediyelik eşya butiklerinden magnet ve güney fransa’nın ünlü mü ünlü,mis gibi kokan lavantalı sabunlarından ve delavanta keselerinden almadan dönmeyin derim..

Notre Dame

FRANSA’NIN BAHRİYELİSİ,TOULON

 

TOULON LİMANI

Pırıl pırıl bir Ağustos sabahının erken saatlerinde dev gemimiz Toulon limanına demir attığında, gezimizin Fransa kıyılarındaki son noktası burası olduğundan gemide kahvaltı yapmayı aklımızdan bile geçirmedik  ve kendimizi limandaki şık brasserie’lerden birine attık.

Şanslıyız, tipik bir fransız kahvaltısı olan kruvasan, marmelat ve tereyağ üçlüsünün sanırım en lezzetlisine denk geldik. (Sıcacık ve lezzetli kruvasanların ve el yapımı marmelatların tadı hala damağımda, neden bizde doğru dürüst kruvasan yapılamaz?)

Toulon’a ilk baktığımda şirin ancak komşuları Cannes, Nice , Monaca gibi çekici bir cazibeye sahip olmayan ufacık bir liman kenti gibi göründü gözüme. Fakat biraz merak edip araştırdığımda bu ufacık liman kentinin tarihten günümüze nelere tanık olduğunu görüp hayret içinde kaldım.

Toulon’un tarihi, olağanüstü coğrafyası nedeniyle üç bin yıl öncesine dayanıyormuş. Doğal stratejik konumu nedeniyle tam bir askeri üst durumunda olan Toulon’un Tepesi Faron (yaklaşık 542 metre yüksekliğinde) şehrin uzun bir mesafeden gelen gemilerini görmelerini sağlamış. Faron adı bu nedenle Yunan “pharos” dan (deniz feneri) geliyormuş.

Toulon bugün üstün doğal özelliği nedeniyle tüm Akdeniz için Fransız Donanması’nın savaş limanı durumunda öyle ki bugün hala Faron’un tepesinde bir askeri kamp varmış.Kentin 12. yüzyıldan kalma katedralinin de biz Türkler açısından özel bir önemi var. Kanuni’yle I.François arasında imzalanan ittifak anlaşması gereğince Barbaros Hayrettin Paşa ve ordusu tarafından cami olarak kullanılmış. Bu bağlamda kentin önemli caddelerinin birine de, Çanakkale Savaşı’na atfen, “Çanakkale Boğazı” adının verildiğini belirteyim. Osmanlı deniz donanmasının Avrupa liman kentlerinde mutlaka bir izi var. Bu nedenle Toulon deniz müzesi ve askeri liman meraklısı için görülmeye değer.

Özgürlük Alanı’ndaki anıt çeşmeyi görmenizi de öneririm. Bugün kent yaşayanlarının en gözde buluşma noktası olan Özgürlük Alanı, adı üstünde, elinde meşale tutan Özgürlük Heykeli’nin Toulon’dan New York’a dek götürülmesinin anısına düzenlenip, bugünkü görünümünü almış.

 

Toulon

 

Seyahat etmek o kadar büyülü bir şey ki , bir gezgin için baktığı , gördüğü hiçbirşey artık eskisi gibi olmuyor. Ancak seyahat etmekten daha da etkileyici başka bir şey daha var; Seyahat ettiğiniz yeni dünyaları yazmak, gördüklerinizi hissettiklerinizi yazıya dökebilmek..

Çünkü yazmak aslında daha çok okumak, daha çok araştırmak demek. Seyahat ettiğiniz yerlere sizden daha önce gelip yaşamış olanları daha iyi anlayabilmek , buraların değerini bilmek, bir değişime tanıklık etmek ve sonrasında bunları dilinin döndüğünce aktarabilmeke demek.

Bunları gemi seyahatimizin son günlerine yaklaştığımız bu günlerde Côte D’Azur’un başlangıç noktası olan Toulon limanına demir attığımızda bir kez daha anladım.

Toulon Marsilya

Roma kayıtlarındaki ismi Bahar Tanrıçası veya Tepenin etekleri ( Tol) ile Savaş Tanrısının (Martious)  dan alan Toulon bizim için, güney fransa’nın Paris’i Marseille (Marsilya) ve Aix en Provence için bir geçiş noktası oluyor.

Haftaya bu iki güzel kenti anlatacağım.