BOZCAADA’DA TOPRAĞA KULAK VERDİK

ÜZÜM KESİP, DOĞA’NIN BEREKETİNİ KUTLADIK..

Bozcaada Bağbozumu Nermin Yurtoğlu

”Gidin, elinize bir avuç toprağı alabileceğiniz bir yere.

Biraz kulak verin toprağa.

Duyacaklarınız, yüz binlerce yıldır, insanlığa hediye ettiği çocuklarının, buluşma gününde yaşadığı mutluluk olacaktır.

Toprağın tarihi, en çok hasat günlerinin neşesiyle harmandır.

Bağ bozumu da bu neşenin en davullu zurnalısıdır.

Derler ki eskiler, bağ bozumu geldiğinde üzümler gelin olur.”

 

Dionysos.

img_3395

Tarihte, “bereketin ve bolluğun” simgesi olarak anılan, tanrılara hediye olarak sunulan üzümle ilgili söylenceler aslına bakarsanız Nuh Tufanı‘na kadar dayanıyor. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri üzüm neredeyse her kaynakta yer almış. İlk bereket tanrılarının sembolü olan üzüm, kutsallığını dönüştürerek edebiyatta ve sanatın çeşitli dallarında da yer bulmuş.

Birçok kaynak yüzlerce çeşidi olan üzümün anavatanı olarak ise Anadolu‘yu gösteriyor.

Bağcılık için yerkürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkemiz, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahip.

Yapılan arkeolojik kazılardan Anadolu ‘da bağcılık kültürünün M.Ö. 3500 yılına kadar dayandığı saptanmış. Tarih boyunca Anadolu’da elde edilen üzümler çoğunlukla kuru ve yaş olarak tüketildi. Bir kısmı da pekmez, bulama, pestil, lokum ve köfter şeklinde değerlendirilirmiş.

PEKİ NEDİR BAĞBOZUMU DEDİKLERİ?

Yine binlerce yıl öncesinde Yunan mitolojisine kadar uzanan bağbozumu şenlikleri tanrısı Dionysos adına düzenlenirken aynı zamanda bereketi, çoğalmayı, birlikte olmayı, coşkuyu da kutlamak için düzenleniyor.

O yılın mahsulü kutlamalarla toplanıp bununla birlikte güzel yemekler yapılıyor, yeniliyor, içiliyor, eğleniliyor. Bağ bozumu demek şenlik demek, mutluluk demektir.

Sonbaharın bir diğer adı olacak kadar önemli olan bağ bozumu için üzümlerin son olgunlaşma dönemine girmesi gerekiyor. Bu yüzden ülkemizde mevsimlere ve bölgelere göre yakın ancak farklı tarihlerde yapılıyor. Koruk daha parlak, suyu daha tatlı oldu mu üzüm için vakit tamamdır.

VE NASIL YAPILIR?

Bağlarda..

Bozuma hazır olan üzümler için bağ makası ya da bağbıçağı kullanılıyor. Elde makas ya da bıçak, kesilen üzüm salkımları küfelere doldurulur. Ardından üzümler salkımlarından ayıklandıktan sonra potasyum nitratlı bir çözelti içine daldırılıp güneşte bekletilirler. Sonrasında ise pekmez, sirke ya da şarap hangisi yapılacaksa ona göre hazırlanırlar.

Bağdan toplanan üzümler farklı çeşitlerde olabiliyor. Az önce de söylediğimiz gibi üzümlerin toplanması için olgunlaşmış olması şart. Yoksa erken toplanan üzümler ekşi oluyormuş.

Bozcaada Bağbozumu Festivali Nermin Yurtoğlu
Bozcaada Bağlarında

BOZCAADA BAĞBOZUMU -Nermin Yurtoğlu

img_3514

img_3515

Bu kadar güçlü bir tarihe ve derin bir anlama sahip olan bağbozumu sadece üzüm toplamak değil elbette. Her kültürün bağ bozumunu karşılama ve kutlama anlayışları farklı olsa da ortak olan şey kutlama, umut ve berekettir.

Günümüzde toprağa kulak verip birçok şenlik düzenleniyor aslında. Nefis sofraların kurulduğu, yarışmaların düzenlendiği şenliklerde bağlar ve üretim yerleri de gezilerek, üzüm ve bağcılık kültürü tanıtılıyor. Bu da tabii yerli üreticilerle halk arasında daha organik bir bağ kurulmasını sağlıyor.

Bozcaada Bağbozumu -Nermin Yurtoğlu

TÜRKİYE’DE BAĞBOZUMU YAPILAN YERLER

Türkiye’de toprağın sesine kulak verip, bağ bozumunu bir şenliğe dönüştüren şehirlerimiz ve etkinliklerimiz var.

Bozcaada Bağ Bozumu Festivali

Heredot’un dediği gibi ‘ Tanrılar Bozcaada’yı insanlar uzun yaşasın diye yaratmış olmalı.İki yıl önce ilk gittiğimden bu yana en sevdiğim yerlerden biri Bozcaada. Arnavut kaldırımlı dar sokakları, unutulmaz gün batımı , butik dükkanları ve mis gibi ada havasıyla çok sevdiğim Bozcaada ‘da hızlı keşfedilen diğer pek çok yer gibi güzel olmanın bedelini ağır ödüyor. Daha önce sakinliğine ve doğasına hayran olduğum bu adayı bir de Bağbozumu Şenliklerinde gördüğümde açıkçası bir turizmci olarak gördüğü talep karşısında mutlu olmam gerekirken, insanların doğaya karşı duyarsızlığı ve tüketim hırsları karşısında resmen acı duydum.

Mitoloji ‘de Tenedos olarak anılan Bozcaada’nın toplam yüzölçümündeki 18.500 dönümü bağlarla kaplı.Bozcaada’da bağ bozumu, eylül ayının ilk haftalarında yapılıyor. Bozcaada Bağ bozumu Festivali’nde bağlardan üzümler toplanacak, çiftlikler gezilecek, üzümler dalından yenecek ve tadımlar yapılıyor.

Bozcaada Bağbozumun en keyifli yaşandığı yerlerden biri ancak burayı detaylı anlatmayı farklı bir yazıya saklamayı tercih ediyorum

Ürgüp Uluslararası Bağ Bozumu Festivali

Ürgüp’te üzümün geçmişi ortalama 4 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Haliyle bölge ve bölge halkı için üzüm çok önemli. Ürgüp’ün girişindeki Üç Güzeller mevkiinde yapılan festivalin neredeyse 50. kez yapılıyor. Uluslararası arenada yer alan festivale katılarak üzümlerin tadına bakabilir, çiftçilerle sohbet edebilir, Ürgüp’ün harika doğasına tanıklık edebilirsiniz.

Urla Uluslararası Bağ Bozumu Festivali

Urla’daki bağ bozumu şenliği, 2600 yıldır süregelen bir gelenek. Urla’da bağ, sadece yalnızca üzüm yetiştiriciliğini değil tüm tarlaları kapsıyor. Bağ bozumu ise tarlalardaki hasadı anlamına geliyor.

Trakya Bağ bozumu Festivali

Trakya diyerek aslında geniş bir bölgeden bahsediyoruz. Keza bu bölgede de bağbozumları son derece şenlikli geçiyor. Kırklareli, Edirne, Şarköy Mürefte (Tekirdağ) bağ bozumunu eğlenceler ve şenliklerle kutlayan yerler. ‘Binbir çiçek’ anlamına gelen Mürefte’ye giderseniz Türkiye’nin ilk şarap müzesini ziyaret etmeyi unutmayın.

Elazığ Bağ bozumu Festivali

Elazığ’da da bağ bozumu olduğunu ve hatta Türkiye’nin en iri taneli üzüm öküzgözünün buranın yerel bitkisi olduğunu biliyor muydunuz? Öküzgözü tıpkı Elazığ gibi Trakya ve Ege’de de var ancak uzmanların söylediği, en lezzetli öküzgözünün Elazığ’da yetiştiğidir.

Denizli Çal Bağ bozumu Şenlikleri

Başta üzüm üreticileri olmak üzere yerel halka bayram tadında birkaç gün yaşatma hedefinde olan şenlikler, her sene üzümün olgunlaşmasına bağlı olarak eylülün ilk haftasında gerçekleşiyor. Aynı zamanda kültür ve sanat etkinliklerinin de olduğu şenlikte çeşitli yarışmalar ve konserler de düzenleniyor.

Gelibolu Bağ Bozumu Etkinliği

Gelibolu’daki bağlarında bağ bozumu etkinliği diğer şenlikler kadar kapsamlı olmayabilir ancak yine de çeşit çeşit üzümleri toplamak için katılabilirsiniz.

Antik çağlardan bu yana, Anadolu topraklarının bereketini, devamlılığının göstergesi olan üzüm, ‘bağbozumu’nda tam olarak kimliğine kavuşuyor..

Her yıl Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleştirilen, rengarenk geçen festivallerle kutlanan bağ bozumu şenlikleri hem bölgeye yaşattığı canlılık hem de misafirlerine yaşattığı keyifli zamanla mutlaka yaşaması gereken deneyimlerden bir tanesi.

Bugün Türkiye, yaş üzüm üretiminin yüzde 40‘ını kurutmalık, yüzde 30‘unu sofralık, yüzde 28‘ini şıralık yüzde 2‘sini şaraplık olarak değerlendiriliyor.

O halde seneye sonbahar kendinize bir iyilik yapın,mutlaka katılın, bu eşsiz deneyimi yaşayın..

img_3510

VİDİ NAPOLİ e DOPO MUORİ ! ‘Napoli’yi Görmeden Ölme’

Lüks ve Konforlu bir Devr-i Alem; Gemi Seyahati- NAPOLİ

Her güzel şeyin bir sonu var, bu kez gemi seyahatimizin son durağı olan güney italya’nın ünlü liman kenti Napoli’deyiz.

Nermin Yurtoglu
Napoli

İtalyanca’da Naples olarak adlandırılan ve ismini Yunanca’da yeni şehir anlamına gelen Neapolis’den alan Napoli, Güney İtalya’nın en büyük, tüm İtalya‘nın ise (Roma ve Milano’dan sonra) üçüncü en büyük kenti. Güney İtalya’da Campania bölgesinin başkenti olan Napoli, Akdeniz sahilinde, Napoli Körfezi üzerinde, Vezüv Yanardağı ve Campi Flegri adında iki volkanik bölge arasında yer alıyor.

M.Ö 7. yüzyılda yunanlılar tarafından kurulan Napoli içinde köklü bir tarih barındırıyor. Tarihi ve kültürel dokunun bir çok avrupa şehrinde olduğu gibi korunduğu Napoli’nin eski şehrin merkezi olan bölümü Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alıyor.

Daha önce iki kez yine gemi seyahatlerinin başlangıç noktası olduğu için gelmiş olduğum bu güzel kente, yanaştığımız limanından, güverteye çıkarak uzun uzun bakıyorum.

O kadar güzel ki ! Ve söylendiğine göre bir o kadar da tehlikeli..

20.yüzyılın başlarında mafyaya teslim olmuş bu güzel kent bugün yankesicilik ve hırsızlıkları ile kötü bir üne sahip olsa da beni bugün sadece Napoli sokaklarında yürümek, mükemmel pizzasından tatmak ve yakındaki Capri adasını gezmek ilgilendiriyor. Olumsuz düşüncelerden uzak, bu güzel kentin tadını çıkartacağım için çok heyecanlyım..

Kentler&Trendler
İtaly

Sonra birden kısıtlı olan zamanı hatırlıyorum. Gemi seyahatindeyiz ve zaman ile yarışıyoruz,o nedenle planlamak yerine hızlıca kentin sokaklarına kendimizi atıyoruz.

Liman
Napoli Limanı

Karşımızda tam bir ortaçağ kalesini andıran görkemi ile Castel Nuovo ( Nuovo Kalesi) duruyor. Castel Nuovo 1282 yılında Angevinler tarafından yapılmış,15.yüzyılda Aragonlar tarafından yeniden inşa edilmiş. ‘Yeni kale’ olarak çevirebileceğimiz kale girişindeki Zafer Takı türünün en güzel örneklerinden biri. Kalenin içindeki Museo Civico 14. ve 19. yüzyıllardan kalma heykel,mozaik,tablolarla dolu ve zamanı olanlar için mutlaka görülmeye değer.

Kalenin içinden geçiyor şehrin tüm renkleriyle  dolu dolu daracık sokaklarında saatlerce yürüyor, keyifle gülümseyen insanlarıyla selamlaşıyoruz. Bu arada karnımız acıkıyor ve Napoli denilince ilk akla gelen pizzasını buranın en iyi mekanında tatmak istiyoruz . Biliyoruz ki, Napoli’de yiyeceğimiz pizza sadece dünyanın herhangi bir kentinde yediğimizden değil, İtalya’nın diğer kentlerinde yiyeceklerimizden de daha leziz olacak.

Hem macera sever hem de bir kenteki en iyi lezzeti o kentin halkı bilir düşüncesinde olan bizler, hemen gördüğümüz Napolilere sormaya başlıyoruz ;

En iyi pizza ‘yı nerede yeriz ?

Sanki anlaşmışlar gibi bize önerdikleri tek yer var ; L’Antica Pizzeria Da Michele ..

Pekala, oraya nasıl gideriz ? Çoğu İngilizce bilmiyor tarifler biraz karışık geliyor zamanımızda azalıyor tam vazgeçecek iken, oldukça şık giyinmiş ve motorsiklerleri ile evlerine gitmeye hazırlanan iki italyan bize yardımcı oluyor.

Kim ne derse desin İtalyanların centilmenliği tartışılmaz , öyle ki ben soru sorup anlamaya çalışırken birinin motorsiklet üzerindeki kaskına çarpıyorum ve kask yere düşüp biraz hasar görüyor. Ancak tepkiler gayet dostça, gülümseyerek kask yerinden alınıyor ve yol tarifine devam ediyorlar.

Mecaralı yolları aşarak sonunda mekana geliyoruz.

Bende biraz hayal kırıklığı oluyor çünkü mekan dolu ve sıra numarası alıp beklememizi istiyorlar. Ben sıra beklemekten nefret ederim. Özellikle aç ve yorgunsam beklemek bir işkencedir, haliyle hemen suratım asılıyor. Ancak kapıdaki kişi pek kibar sayılmaz, oldukça mesafeli beklemiz gerektiğini söyleyip duruyor. Bu durum beni haliyle daha da sinirlendiriyor.

Neyse ki arkadaşım beklemeye değeceğinden ve sıranın hemen geleceğinden emin, bende ‘sırada bekleme’ görevini ona bırakıp yandaki şirin dükkandan, yemekten sonra fırsatımız olmayabilir düşüncesiyle magnet alıyorum. Turist olarak yeni bir kentte öncelikli yapılması gereken işler listesindeki en önemli konuyu ,yani ‘magnet’ alma işini de böylece halletmiş oluyorum.

Neyse ki tam da o esnada sıramız geliyor .

Sonradan mekanla ilgili yorumları okurken anlıyorum ki biz oldukça şanslıymışız, beklediğimiz o sıra, bu küçük ama oldukça ünlü mekan için sıra bile sayılmazmış. İyi ki vazgeçip dönmemişiz yoksa bu nefis pizzalardan mahrum kalacaktık! İçeri girdiğimizde  uzun salonun sonuna doğru kocaman bir pizza fırını, karınca gibi çalışan bir ekip, yani oldukça hareketli bir mekanla karşılaşıyoruz.

L’Antica Pizzeria Da Michele’ , salaş esnaf lokantası kıvamında bir pizzacı. İki tarihi cadde Via S. Biagio dei Librai ve Via Tribunali’ye 10 dakika mesafedeki bu mekân 1870’ten beri pizzacılık yapan bir ailenin yeri . Duvarlardaki mönülerde de göreceğiniz üzere sadece iki çeşit pizza yapıyorlar.

Büyükbabaları Michele’nin dediği gibi : “Sadece iki Napoli pizzası vardır: Margarita ve Marinara. Eklenecek her türlü şey, dünyanın bu en ünlü lezzetinin mükemmeliğini eksiltecektir.”

Küçücük ek bir salon burası. Garson -neyse ki gülümseyerek – gelip tek bir soru soruyor: “Margarita? Marinara?” biz elbette lezzeti bozmak istemiyoruz, Margarita diyerek pizzamızın gelmesini bekliyoruz. Müthiş hızlı bir servisle pizza ve içeceklerimiz geliyor.

L’Antica Pizzeria Da Michele

Alüminyum tabaklarda gelen pizzalar neredeyse o güne kadar yediğimiz basit, boyutuyla doyurucu ve de en lezzetli pizzalar oluyor.Manda sütünden üretilen nefis mozerallayla yapılmış margaritadan 2 büyük boy yiyoruz..Mozzarella, domates ve fesleğenli 5 euro’luk nefis Margarita’nızı yerken duvarlarda göreceğiniz Julia Roberts kareleri, 2010 yapımı ‘Eat Love Pray’ (Ye, Dua et, Sev) filminden oturduğumuz masanın da Julia Roberts’ın filmde oturduğu masa olduğunu farkediyoruz.

img_2607.jpg

Peki nedir bu Pizza ? Bu küçük kentten nasıl tüm dünya’ya yayılmış ?

Bir ‘foodie’ olarak bu konuyu incelemeden Napoli’den gitmek olmazdı elbet;

İTALYAN EFSANESİ PİZZANIN İLGİNÇ TARİHİ

Günümüzde hemen herkesin ya özellikle gidip yediği ya da yemek yapmaya zamanı olmadığı için en yakın restorandan sipariş ettiği pizzanın oldukça ilginç bir tarihi var. Pizza, Latincede ezmek ve öğütmek anlamına gelen “pinsere” fiili ile ilgili.

Sadece isim olarak değil, bizdeki pide gibi pizzanın da doğuşu  Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarında arpa ve suyla elde edilen “maza”ya dayanıyor. Tabi, pizzanın keşfine ilişkin olan hikaye hepsinden daha ilginç.

Pizza, aslında mozzarella peyniri ve domatesin muhteşem birlikteliğiyle yoksul İtalyan halkının vazgeçilmez lezzeti olarak yüz yıllarca tüketilmiş. Dünya çapında bir üne kavuşmasının hikayesi ise, 1889 yılında Kraliçe Margarita’nın mozzarella peyniri, domates ve fesleğen ile süslenmiş pizzayı tatması ile başlar. Bu tarihe kadar yoksul halk tarafından tüketilen pizza, Kraliçenin kendisine sunulan pizzayı beğenip, aşçı Esposito’ya bir teşekkür mektubu göndermesi ile zengin halkın da sofrasına girmeye başlar. İlgili mektup, hala bugünkü adı “Pizzeria Brandi” olan pizza dükkânının camında sergilenmekteymiş.

Hikaye ise şöyle, Esposito’nun “Pietro” isimli pizza fırını, İtalya Kraliyet sarayı ile komşudur. Kral ve kraliçe sarayda dinlenirken onları tam anlamıyla mutlu etmek isteyen saray aşçıları tüm hünerlerini gösterir. Kısmet bu ya,Kraliçe canının pizza istediğini söylediğinde ise işler biraz karışır.Kraliçe Margarita yemek pişirmesi için dönemin pizza ustası Raffaele Esposito derhal saraya çağırılır. Geleneksel sarımsak soslu pizzanın kraliyet ailesi için uygun olmadığını düşünen Esposito da Kraliçe için üç farklı pizza hazırlar.Esposito, kraliçe pizzanın ismini sorduğunda ise heyecandan ne söylemesi gerektiğini unutur ve telaşla kraliçenin adını telaffuz eder.Pizzayı çok beğenen Kraliçe Margherita, Esposito’ya yazdığı mektupta söz konusu pizzadan “Pizza Margherita” şeklinde bahseder. Kraliçe’nin pizzayı çok sevmiş olması ve bunun için Esposito bir teşekkür mektubu yazması kısa zaman içinde tüm halk tarafından duyulur ve yoksul sofralarından saray mutfağına girmeyi başarır.

İşte bu pizza bugün ‘Margarita’ olarak bilinen ve üzerinde İtalyan bayrağının renklerini taşıyan domates, mozzarella peyniri ve fesleğenli pizza’dan başkası değildir.

Pizzanın tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmasında ise bilinenin aksine herhangi bir etkisi bulunmuyor. 1800’lü yılların sonunda Amerika’ya göç eden İtalyanlar, yerleştikleri bu ülkede yemek kültürlerini olduğu gibi devam ettirmeye çalışır. İtalyan göçmenler tarafından açılan küçük pizza restoranları sayesinde Amerikalıların da günlük yaşamına giren pizza, Amerikalı girişimcilerin açtığı büyük pizza restoranlarıyla daha da dikkat çekici bir hal alır.

Yaygın bir görüşe göre dünyanın birçok bölgesinde tüketilen pizza türleri, İtalyan pizzasından oldukça farklıdır. Fesleğen ve sarımsak gibi orijinal malzemelerle yapılan İtalyan pizzasını tatmanın en güvenilir yolu da Napoli’yi ziyaret etmek olacaktır.

Bir gün İtalya’ya yolunuz düşerse Lazio stili, Pizza Romana; Sicilya stili, Beyaz pizza, Napoliten stili Pizza Margarita’yı denemeniz şiddetle tavsiye ediliyor.

Pizzanın doğum yeri sayılan Napoli merkezli ‘Napoli.com’a göre ise ‘Margarita’ en az 204 yaşında. Site, bu pizzanın kraliçe için icat edilmediğini, ama kraliçeye sunulmasıyla bu ismi aldığını öne sürüyor. İtalya’daki anketlere göre, halkın yarısı pizzayı İtalyan mutfağının sembolü olarak görüyor. ‘Pizza’ kelimesinin de tüm dünyada en çok tanınan İtalyanca sözcük olduğu tahmin ediliyor.

Napoli gezimiz sadece lezzetli pizza ve kentin dar ve renkli sokaklarında değil , feribot ile 1 saatte geçtiğimiz dünya’nın en havalı adası Capri’yi de dahil ettiğimiz için unutulmayacak kadar keyifli geçti.Capri seyahat notlarımı ‘diğer seyahat yazılarım’ bölümünde bulabilirisiniz.

Napoli, sadece lezzetli pizzaları, tarihi ile değil yakın mesafelerde günü birlik gidebileceğiniz Pompeii Antik Kenti, Venüs Yanardağı,Amalfi ,Positano, Sorrento,Procida ve Capri Adası ile tam anlamıyla bir tatil cenneti.

Film’de söylendiği gibi biz Napoli’yi çok sevdik, müthiş Pizza’sını yedik ve yaşadığımız için bolca şükrettik..

O yüzden boşuna dememişler;

Vidi Napoli e Dopo Muori ! ‘Napoli’yi Görmeden Ölme’!

Haftaya farklı bir kentte görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın,

https://m.gecce.com.tr/yazarlar/kentler-ve-trendler/vidi-napoli-e-dopo-muori-napoliyi-gormeden-olme