MEDENİYETLER BEŞİĞİNE SEYAHAT

Batman-Hasankeyf-Nusaybin-Midyat-Mardin

Medeniyetin doğduğu topraklara geldim yani Güneydoğu Anadolu’ya.

İşim nedeniyle Türkiye ve dünyanın pek çok farklı yerlerin gidip görme şansım oluyor. Amaç iş olunca o bölgenin insanlarını sadece turistik veya bir gezgin gözüyle değil iş ve ticaretleri yaşama biçimlerini çok daha farklı bir açıdan görebilme ayrıcalığına sahip oluyorum.

Son 2-3 aylık sürede yaşaman pamdemi sürecinde hepimiz evlerde kalıp bir süre seyahatlerimize işlerimize ara vermek veya değiştirip yavaşlatmak zorunda kalsakta hayat devam etti. Kısıtlamaların kaldırılmasıyla birlikte bizde gerekli hijyen ve sosyal mesafe kuralları gibi önlemlerimizi alarak maskemizi takıp hayatımızı ve işimizi mümkün olduğunca bu yeni normal düzene uygun bir şekilde seyahatlerimize başladık.

İlk seyahatimiz ise medeniyetlerin doğduğu, insanlık tarihinin tarımın başladığı topraklara oldu yani güneydoğu anadolu’ya.Bu nedenle kendimi çok ama çok şanslı hissediyorum.

Zira burası insanların ilk defa yerleşik hayata geçiş yaptığı ve akabinde medeniyetler kurduğu yerlerin başında Mezopotamya havzasını teşkil eden Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan bol alüvyonlu ovalar ve bereketli topraklar geldiği yerler.

Dolayısıyla bu yazımın amacı bu kısa sürede gördüğüm yerleri yeterli bulup bir gezgin gibi anlatmak asla değil. Öyle yapmak herşeyden önce bu bölgeye saygısızlık olur. Çünkü burayı ‘yazabilmek’ için kaliteli ve belli bir zaman geçirmek, bolca insan tanıyıp sohbet etmek , okumak araştırmak lazım.

Bu yazının amacı ise kısacık bir sürede bu toprakların bana hissettirdiği güzellikleri sizinle paylaşmak; Ülkemizin her köşesinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlamak ,toprağın bereketini verimini gücünü görmenin hiç ama hiç birşeyin yerini tutmayacağını idrak etmek, anadolu insanının o yüce gönüllüğünü görmek, kültür çeşitliği karşısında şaşkına dönmek, o güzel yöresel lezzetleri tatmak misafirperverliğinin sadece bir kelime olmadığını görüp derinliğini bir kez daha anlamak, kısaca tarih,arkeoloji, sosyoloji, jeoloji ,psikoloji herşey ama herşey demek.

Yanıbaşımızdaki savaşlar yıllardır yaşanan terör, siyaset bunların tamamen dışında anlamak lazım bu bölgeyi ancak o zaman bu güzellikleri görebilir ve gereksiz korkularımızın üstesinden gelebiliriz.

Yıllar önce yine önce Diyarbakır ve sonrasında Rize’ye kadar devam eden iş seyahatim için gelmiştim Türkiye’nin doğusuna o zamanda yakınlarımda Nepal’e Bhutan’a gidip Diyarbakırı görmekten çekindiklerini söylüyorlardı bugün yine pek değişen birşey yok .Bir de üstüne pandemi eklenince yolculuk nedeniyle pek çok ‘eminmisin?’ soruna maruz kaldım hatta kararımdan şüphe duyduğum oldu ama şu an tüm içtenliğimle iyi ki gitmişim oralara diyorum. Şehirler gayet güvenli, zira terör zaten en güvenli yerleri hedef alarak bunu kırmak istiyor.

Sadece elbette terör değil pandemi nedeniyle hijyen ve fiziksel mesafe ve maske takma önlemleri otel ve restoranlarda hayli ciddi şekilde uygulanıyor. Maalesef halen belli yerler açılmış değil,ancak bu bölgeye özgü bir durum değil dünyada durum böyle.

Örneğin ilk kez gitme şansı bulduğum BATMAN’a şehir gayet güvenli, gece geç saate kadar Batman’da otelimizin bulunduğu şehrin en merkezi caddesi olan Atatürk Bulvarında gece kadın, erkek,aile dileyen herkes dilediğince rahatlıkla gezebiliyor.

Ancak buna rağmen Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Diyarbakır, Mardin ve Siirt‘in arasında kalmış bu güzide şehrimiz hadi tur yapalım denildiğinde nedense çoğu kişinin pek de aklına gelmiyor.

Oysa Kuzey Mezopotamya’yı sulayarak geçen Dicle Nehri ve onun yan kolları olan iki büyük nehir konumundaki Batman ve Garzan çaylarının Batman il sınırları içinde akması ve her üç nehrin Batman’daki toplam 200 Km. uzunlukta olması, tarihi süreç içinde Batman’a büyük avantajlar sağlamış. Özellikle bu nehirlerin akış güzergâhı olan Dicle Vadisi, Garzan Vadisi ve Sason Vadisinde çok zengin bir tarihi doku mevcut. Bu vadilerde akan nehirlerin kıyısındaki yerleşimin tarihi, Neolitik (Yontma Taş Devri) döneme dayandığı biliniyor.

Batman’ın şehir olması yeni olsa da tarihi Milattan Önce 5. yüzyıla, Medler‘e kadar uzanıyor. Güney Doğu Anadolu’nun bu yeni kentinin adı hakkında çeşitli rivayetler var. Bunlardan birine göre şehrin eski adı Medler zamanında Ela Khan imiş. Bu zamanla Batman’a dönüşmüş. Bunun gibi pek çok başka rivayette var ancak kesin olan şu ki ne kadar geriye gidersek gidelim Batman ismi kah şehir kah bölge adıyla tarihte bugünkü bulunduğu konumda hep var olmuş.

BATMAN

1940 lı yılların başına kadar İluh ismiyle bilinen bir köy iken bu tarihten sonra Raman Dağları’nda petrol bulunması ile şehrin talihi değişmiş. Günümüzde bir okul olarak kabul edilen Batman Petrol Rafinerisi 1955 yılında kurulmuş. Petrolün bu bölgede bulunmasınında etkisiyle 1990 yılında Siirt’in Sason, Kozluk, Beşiri, Mardin’in de Hasankeyf ve Gercüş ilçeleri Batman merkeze bağlanmış ve Batman Türkiye’nin 72. ili olmuş.

Haydarpaşa–Kurtalan demiryolu 1944 yılında Batmana ulaşarak Kurtalan’a doğru uzantısına devam etmekte.

1954 yılında Batmanda hava alanı açılmış. Bu havaalanı dünyanın en kötü havaalanlarından bir seçilince hemen harekete geçilmiş be yeni bir havalimanı yapılmış.Yeni havalimanı çok rahat, modern, kullanışlı bir havalimanı olmuş biz çok beğendik.

Ekonomiden Sorumlu Eski Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Ölümsüzlük Odası ile Contemporary İstanbul’da adını sıkça duyduğumuz ünlü sanatçımız Ahmet Güneştekin, 100 metre Yıldızlar Dünya Şampiyonumuz Mizgin Ay Batman’ın yetiştirdiği ünlü isimler olarak ilk akla gelenler oluyor. 

Grand Hasankeyf Hotel

Batman’da konakladığımız otel şu an bölge’nin en iyilerinden Grand Hasankeyf Hotel’di .Konumu,ekibi, odaları,restoranı, Cafesi ile çok iyi bir oteldi.Ekibin güleryüzlüğü ve pandemi sonrası hijyen kurallarına titizlikle uyulması dikkat çekiciydi biz çok beğendik bu nedenle gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

Sabah kahvaltımızı otelde aldık .Öğlen yemeğimizi ‘Dedeman Restoran’ akşam yemeğimizi ise inanılmaz konumuyla mutlaka gidip görün diye önereceğim ZİYADE ET LOKANTASI’nda yedik. Bölge elbette et restoranları ile ünlü Kavurma ve Karışık Izgara vazgeçilmez lezzetlerden

Ziyade Et Lokantası

Bölgede nerede yerseniz yiyin heryer çok iyi bölgenin gastronomisi yöresel lezzetleri harika,fakat belirtmem gerekirse bizim için seçilen bu iki restoranın üstüne de yok.

Tatlıda ise önerim bol sütlü soğuk baklava ve Künefe.Burada en meşhur olan ‘Sadık Künefe’de tatlı yemek.Bize bu kez kısmet olamadı ,biz soğuk baklavamızı otelimizin cafesinde yedik oradaki lezzette muhteşemdi.Kahve ve çaylarda harika.Kısaca Batman gastronomi anlamında da oldukça iyi.

RAMAN DAĞI

Batman şehri ve çevresinde o kadar fazla görülmeye değer yer var ki ,özellikle petrol’ün bulunmasıyla diğer şehirlerden kendini açık ara öne çıkartan Batman şehrini gezerken bizim içinde ilk durak Raman Dağı’ndaki bulunan ilk petrol kuyusu ‘emektar’ oldu.

İlk Petrol Kuyusu Emektar ve biz

Burada birçok yerde atbaşı adı verilen aletler kuyulardan petrol çıkartıyor. Görüntüleri at başını andırdığı için bu at verilmiş. Şehrin zenginliğinin kaynağı da onlar. Ege’de birçok yerde rüzgar gülü görürsünüz, Batman’da Raman Bölgesi’nde de birçok yerde atbaşları…

Burada kısa bir fotoğraf molası sonrasında Hasankeyf’e uğradık.

HASANKEYF

Tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmeyen Hasankeyf’in tarihinin 12 bin yıl önceye kadar dayandığı tahmin ediliyor. Yani neredeyse Şanlıurfa’daki Göbeklitepe ile yarışacak boyutta bir tarih. Burada Bizans, Sasani, Artuklular, Emeviler, Abbasiler, Hamdani, Mervani, Eyyubi ve Osmanlı gibi birçok medeniyet hüküm sürmüş. Şehir altın çağını ise Artuklular döneminde yaşamış.

Hasankeyf (Yeni)

12 bin yıla yakındır onca savaş ve doğal afete direnen bu eşsiz tarihi şehir, bir baraj gölüne direnememiş ve Ilıca Barajı çalışmaları nedeniyle bu şehir maalesef sular altında kalmış.

Şehri kurtarmak için halk çok çalışmış, ancak yinede barajın yapılmasının önüne geçilememiş. Hasankeyf sular altında kalmadan önce bazı önemli eserleri Yeni Hasankeyf denilen bölgeye taşındı.Burası eski yerleşimden yaklaşık 3 km uzaklıkta bir yer.

Hasankeyf (yeni)
Hasankeyf(yeni)

Yeni Hasankeyf’e Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi ve Zeynel Bey Türbesi taşınmış. Ayrıca 611 yıllık Sultan Süleyman Camii minaresinin taşınması gerçekleşmiş. Kayaların aşınması ile oluşmuş 6 bine yakın mağara sular altında kalmış bu mağaralarda yaşayan insanlar varmış ve sanırım bu halkın yerleşmesi için yeni evler yapılmış.

Bu seyahatimde beni en fazla etkileyen yer elbette Hasankeyfin bu içler acıtan durumu oldu.

Öncelikle eski halini keşke daha önce gelip görebilseydim diye düşündüm ancak bölge halkının Hasankeyfi tüm yapılan çabalara rağmen kurtaramadıkları için gözlerinde gördüğüm dile getirdikleri derin üzüntü ve bölgenin eski halini gösteren fotoğraflar iyi kide görmemişim bu halini görmeye dayanamazdım düşüncesine beni sürükledi.

Hasankeyf (yeni)

Böylesine tarihi bir değerin bölge halkının hatta ülke halkının çabasına rağmen yok edilmesi gerçekten inanılır gibi değil.Yürek dayanmıyor

Yeni Hasankeyf te pek keyif almadan çevreyi gezdikten sonra, bölgedeki turistik işletmelerden açık olan tek mekana oturduk çaylarımızı içerken sohbet ettik.Hasankeyfin eski halini dinledik ve pandeminin olumsuz etkileri nedeniyle sezonu hala açamamamalarına ve kısıtlı olanaklarına rağmen harikulade bir misafirperverlikle karşılanıp uğurlandık.

Umarım bir sonraki gelişimizde çok daha neşeli yüzler bolca turist görebiliriz.

GERCÜŞ İLÇESİ

Yola çıktıktan kısa bir süre sonra Gercüş Ayrancı geçidinde bir mola verdik. Gercüş Ovası manzaralı bir yol üstü durağında durduk. Burada durma nedenimiz adından da belli olduğu gibi ayranı ile meşhur Ayrancı geçidinde ayran içmekti. Biz manzaralı yerde durduk ama asıl meşhur olan onun biraz ilerisinde manzarasız olan imiş. Bizlere bu güzel seyahatte hem ev sahipliği hem rehberlik eden Nasrettin bey’in anlattığına göre bu ayranı meşhur eden kişi önce gezerek sonra at sırtında sonrasında da bu mekanı açarak bu ayranı meşhur etmiş.Sonra ayran o kadar meşhur olmuş ki bölgeye ismini de vermiş.

Ayranın özelliği yayıkta yapılması ve bence elbette sunumu ve elbette lezzeti.

Bu arada manzara harika göz alabildiğince üzüm bağları ..

Meşhur Gercüş Ayranı ve muhteşem manzara

Ayran molası sonrası ilk olarak Gercüş merkezden geçtik.

Buraya Ağalar şehride deniyormuş. Neden böyle denildiği gelin Nasreddin beyden dinleyelim;

Batman ve çevresinde görülmesi gereken yerler :Raman Dağı, Hasankeyf, Gercüş kırsalı Gercüş Ayrancı Geçidi, Kasimiye Medresesi,Osmanlı Konağı, Mardin Ulu Camii, Dara Antik Kenti, Zindan, Midyat, Nusaybin, Beyazsu

Malabadi Köprüsü (Batman Köprüsü),, Kantar Köprüsü, Yeni Hasankeyf (İmam Abdullah Efendi Türbesi, Zeynel Bey Türbesi)

Batman’dan Mardin’e yaklaşık 150 km bir mesafe söz konusu.

Gercüş Ayrancı Geçidi’nde ayran molasından sonra Mardin il sınırına giriş yaptık. Burada ilk olarak Midyat’tan geçtik.

MİDYAT

Midyat’a yol üzerinde kısaca uğradık.

Bu kısa gezimizde bile çok beğendiğim yerlerden biri oldu.

Midyat pek çok filmde mekan olarak kullanılan evlere sahip yine mimarisi harika bir yer. Dinlerin ve dillerin birleşme noktası,”Gelen ağlar giden ağlar” sloganı ile adeta özdeşleşen bu eşsiz yerde bize küçük rehberimiz eşlik etti.

Meşhur telkari işçiliğini görmek için çarşıların olduğu yerleri gezmek istedik ancak pandemi nedeniyle kapalıydı. Testicilik, demircilik, bakırcılık, kalaycılık, kuyumculuk, gümüşçülük (telkâri), iğne oyası, Midyat el nakışı, tohum iğnesi, yorgancılık, oyacılık, boyacılık (sibbeğ), dericilik (debbağ), sabunculuk, dokumacılık, şalüşapik (özel bir kumaş dokumasıdır), kilimcilik, halıcılık (yün ve ipek), semercilik, keçecilik, tahta oymacılığı (kakmacılık), sedef işlemeciliği, halburculuk (gürgen ağacı işlemeciliği) ve taş oymacılığı gibi yöreye has el sanatları eski çağlardan beri yapılıyor. Buraya kadar gelipte telkari gümüş işlemesi satın almadan dönmeyin!

Bu kadar güzel telkari işlemeviliğinin olduğu yerde elbette ufak bir hediye almadan dönmedim.Midyatı gezmek

MİDYAT

Açıkçası burada Midyat Eski Kenti ve Mor Gabriel Manastırı‘nı gezmeden dönmemek lazım. Mor Gabriel Kilisesi de saat 17 oldu mu kapanıyormuş.

Biz pandemi nedeniyle yanlızca meydanı ve sokakları gezdik.Bolca fotoğraf çektik.

BEYAZSU

Nusaybin’den Midyat’a doğru yönelince yol üstünde Nusaybin ile Midyat arasında Midyat’a daha yakın bölgede Beyazsu Deresi Nusaybin’e doğru akıyor. Bu dere çevresinde yer alan mesire yerleri özellikle yaz aylarında tıklım tıklım oluyor ve yer bulmak çok zor oluyormuş.

Biz geldiğimizde ise biraz hafta içi olması birazda Pandemi nedeniyle oldukça sakindi ve tabiki bu nedenle biz doyasıya keyfini çıkarttık.Ayaklarımızı derede ıslattık bölgedeki gezer şarkıcılardan unutulmaz şarkılar dinleyip yemek yedik.

Beyazsu
Beyazsu

Burası bölgede çölde vaha gibi bir yer. 

MARDİN

Gerçek anlamda medeniyetlerin buluştuğu yer Mardin.

Benim en fazla görmek istediğim daha önce bir türlü kısmet olmayan bu dillere destan şehir Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Süryani’si hepsinin bir arada yaşadığı bir mozaik.

MARDİN

Tam anlamıyla müze şehir Mardin.

Elbette eski Mardin’den bahsediyorum .Burada gezilecek çok yer görülecek çok şey tadılacak çok lezzet var.

Mardin’de mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerler Deyr-ül Zafaran Süryani Kadim Manastırı, Dara’da antik kent kalıntılarının olduğu alanlar Kasımiye Medresesi, Mardin Müzesi, Sanat sokağı, Kırklar ve Protestan Kiliseleri, Latifiye Camii, Gazi Paşa ilkokulu, Eski Adliye Sarayı, Ulu Camii, Revaklı çarşı, Marangozlar kahvehanesi, Postane Binası (eski Mardin konağı) ve Sakıp Sabancı Kent Tarihi Müzesi olarak sıralanabilir.

MARDİN

İpek Yolu güzergahında olan Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bu il

‘Gece bir gerdanlık’ gibi görünüyor. Camiileri, kiliseleri, mimarisi, ovaları ile taş diyarların şehri.

Mardin’in damak zevki acıdan yana ve yemek kültürü ise bir hayli zengin.Yöreye has baharatlar kullanılarak yapılan geleneksel yemekleri; ikbebet (içli köfte), semburek, ırok, kibe, kitel raha, kuzu çevirme, kaburga, lebeniyye ve zerde burada mutlaka tatmanız gereken lezzetlerden.Biz Hurmalı Mardin Çöreğini inanılmaz Mardin manzarasında çay eşliğinde Seyr-i Mardin Restoranda yedik.

MARDİN

Evet, bu kısa ama büyüleyici seyahatimiz Mardin’de sona erdi.

Seyahatimizin sonunda hepimizin ortak fikri bu bölgeyi bu eşsiz tarihi, kültürü yaşamadan gezip görmeden lezzetleri tatmadan Türkiyeyi gezdim demek anlamsuz olur.Anadolu eşsiz bir coğrafya ve bunu hepimizin görüp yaşaması çok önemli.

Bu bölgeye en kısa sürede tekrar gelip daha detaylı gezeceğim ve elbette yazacağım.

Bu seyahatimin videosunu Youtube sayfamdan izleyebilirsiniz

Nermin Yurtoğlu

Published by

nerminyurtoglu

www.nerminyurtoglu.com www.nytmco.com